fbpx

Salvador Dali Kısaca Yaşamı ve Eserleri | La Casa De Papel

Salvador Dali egzantrik giyimi, aykırı davranışları ve sözleriyle, din konusundaki değişken fikirleriyle, ilginç tekniğiyle, 20’nci yüzyılın en büyük sürrealist ressamı…

Bugün bile resimlerinin hikayesi ve yaşamı, büyük ilgiyle merak ediliyor.

İşte Salvador Dali hakkında bilmeniz gerekenler…

salvador dali

 

Ölen kardeşine ikizi kadar benziyordu

Salvador Dali 11 Mayıs 1904’te, İspanya’nın Figueres kentinde, çok sevdiği körfez kıyısındaki evinde doğdu.

Kendisinden 9 ay önce sindirim yolu iltihabından ölen 3 yaşındaki abisinin ismini almıştı: Salvador…

Salvador, ölen kardeşine ikizi kadar benziyordu. Ailesi, bu şok ölümü Dali’ye anlatıyor; ilk Salvador’un mezarına götürüyor ve onu bir ayna olarak görüyordu.

Salvador Dali bu yüzden küçük yaşta kimlik sorunu yaşıyor, kendisini ailesine kanıtlamak için histeri krizleri geçirip teatral hareketlerde bulunuyordu.

1973’te hiç tanımadığı kardeşi hakkında şöyle yazdı: “Doğar doğmaz tapınılan bir ölünün ayak izlerinden yürümeye başladım.

Beni severken hala onu seviyorlardı aslında. Belki de benden çok onu…

Babamın sevgisinin bu sınırları, yaşamımın ilk günlerinden itibaren çok büyük bir yara oldu benim için.”

 

Annesinin ölümü

Dali’nin annesiyle babası resmen zıt karakterlerdi. Babası sert ve otoriter; annesi ise sevecen ve anlayışlıydı.

Kendisinden 3 yıl sonra kız kardeşi doğdu. Evin tek erkek çocuğu olmanın verdiği ilgiyle, küçük yaşlardan beri kaprisli ve şımarık bir karakter sergiledi.

Annesinin desteğiyle başladığı resim serüveni, annesinin meme kanserinden ölümüyle birlikte, onu hayata bağlayan en önemli unsur haline geldi.

Dali, yıllar sonra annesinin ölümüyle ilgili şöyle yazdı: “Hayatımda aldığım en büyük darbeydi. Ona tapardım.

Ruhumun kaçınılmaz kusurlarını görünmez kılabilmesine hep güvendiğim bir varlığın kaybını kabullenemiyordum.”

Babası ise kısa süre sonra baldızıyla evlendi.

 

Picasso etkisi

Salvador Dali, 20’li yaşlarının başında Madrid’de üniversiteye başladı ama anarşist akıma katıldığı için okuldan atıldı; bir süre tutuklu kaldı.

Barselona’da ilk kişisel sergisini açtı. Resimleri eleştirmenler ve bazı çevreler tarafından ilgi ve şaşkınlıkla karşılandı.

1926’da Paris’te Picasso ile tanıştı. Sonraki birkaç yıl Picasso etkisi, Dali’nin resimlerinde net bir şekilde görülecekti.

 

Salvador Dali değişiyor

Madrid’de Louis Burnier ve Federico Garcia Lorca ile tanıştığında, Dali tamamen değişti.

Uzun saçları, ağzından hiç düşmeyen piposu gitti; yerine kısacık bryantinli saçlar ve asık suratlı biri geldi.

Günlük yaşamı entellektüel bir şekilde devam ediyordu. Louis Burnier ile birlikte 1929’da ‘Bir Endülüs Köpeği’ isminde avangard bir kısa film çekti.

Bu film, sürrealist sanat çevrelerinde bu ikiliye büyük ilgi ve şöhret kazandırdı.

En ünlü yapıtı: Belleğin Azmi

Dali’nin belki de en çok tanınmış yapıtı, 1931 yılında yaptığı ‘Belleğin Azmi’ eseridir.

‘Yumuşak Saatler’ veya ‘Eriyen Saatler’ olarak da bilinen eserde, geniş bir kumsal manzarası önünde, eriyen cep saatleri resmedilir.

Kimileri bunu katı ve değişmez zaman kavramına karşı bir protesto olarak; kimileri ise akıp giden zamanı gösterdiği şeklinde yorumlar.

Daha sonra Dali bu resmin ilham kaynağını, sıcak ağustos güneşi altında eriyen bir peynir olarak yazdı.

Yapıtı Mona Lisa’ya benzer bir biçimde tamamladıktan sonra kırmızı şarapla ıslattığı söylenir.

‘Belleğin Azmi’, 1934 yılından bu yana New York’taki Çağdaş Sanat Müzesi’nde sergileniyor.

 

Hayatının her şeyi: GALA

Salvador Dali’nin özel hayatı ise hayli ilginç. İlk başta kadınlara karşı ilgi göstermiyor; onları sadece ‘erotik fantazileri gerekli kılan canlılar’ olarak görüyordu.

Bu fikri 1926’da Gala ile tanışınca değişti.

Gala, bir Rus avukatın karısı ve Rus şair Paul Eluard’ın eşiydi. Onu ilk defa bir otelin terasında gördüğünde eşiyle birlikteydi.

Ertesi gün saat 11’de plajda buluşmak üzere sözleştiler.

Salvador Dali bu buluşmayı teatral bir hale getirmeye karar verdi. Soyundu.

Göğüs uçlarını, kıllarını, göbek deliğini ve esmerleşen tenini gösterecek şekilde elbiselerini kesti. Boynuna inci bir kolye, kulağına kırmızı bir sardunya taktı.

Traş olurken yaralanmasından esinlenerek, vücuduna kendi kanını sürdü. Ama pencereden Gala’yı, özellikle de çıplak bronz sırtını görünce bu tuhaf ritüelden vazgeçti.

Birkaç ay sonra Dali ve Gala aşık olarak birlikte yaşamaya başladı. Ve o andan itibaren Gala, Dali için bir aşık, bir arkadaş, esin perisi ve model, danışman ve her şeyin ötesinde varlığının yöneticisi oldu.

 

Freud hayranıydı

Salvador Dali, daha sonra New York’ta bir sergi açarak ABD’de büyük bir üne kavuştu. TIME dergisine kapak oldu.

1937’de Hollywood’a giderek Marx Kardeşler’le tanıştı. Onlar için bir film senaryosu yazdı.

1938 yılında ise büyük hayranlık duyduğu Freud ile tanıştı, hatta onun birkaç portresini yaptı.

Salvador Dali, klasik sürrealistlerin yaptığı gibi bilinçaltının dışavurumuyla ilgileniyor; Freud’un yazı ve araştırmalarını ilgiyle takip ediyordu.

Freud ise “İçten ve fanatik” olarak tanımladığı Dali için, “Gözleri büyüleyici bir dünyayı keşfediyordu” demişti.

 

“Sürrealizm benim”

Salvador Dali çok sevdiği İspanya’yı özlüyordu. 1936-1939 arasında süren İspanya İç Savaşı’nı General Francisco Franco kazanınca ülkesine dönmek arzusuyla, yeni kurulan faşist rejimi desteklediğini açıkladı. Franco’ya, İspanya’yı yok eden güçlerden temizlediği için teşekkür etti. Franco ile bizzat tanıştı ve portresini yaptı. Hatta saray ressamı olarak atandı.

Bunun üzerine çoğu Marksist olan sürrealistler, Dali’yi sürrealist grubundan çıkardı, ona arkalarını döndüler. Hatta bu grubun önderi, Salvador Dali’nin adını kullanarak iğneleyici bir anagram çıkardı: DOLAR HEVESLİSİ.

Salvador Dali ise cevap vermekte gecikmedi: “Sürrealizm benim” dedi. Bu çekişme, Salvador Dali ölene kadar devam etti.

 

Apolitik Katolik

Ayrıca din karşıtı söylemleriyle bilinen Salvador Dali, bu zamandan sonra Katolik inancını benimsedi ve sonraki resimlerinde bu inancı sıkça kullandı.
Bunun ödülünü de Papa ile tanışarak aldı. Ancak bütün bunlara rağmen her zaman apolitik olduğunu savundu.

Hollywood yılları

1940’ta Dali ve Gala, bütün Avrupa’ya yayılmaya başlayan II. Dünya Savaşı’ndan kaçarak ABD’ye gitti.

George Orwell, Dali’yi ‘Fransa tehlikeye düştüğünde fare gibi kaçmak’la eleştirdi. Yıllar sonra o dönemi Dali,

“Avrupa savaşı yaklaştığında, tek düşündüğüm tehlike, daha da yaklaştığında tıkılacağım güzel bir yer bulmak” diyerek belirtti. Dali, ABD’de 9 yıl kaldı.

1942’de ‘Salvador Dali’nin Gizli Hayatı’ isimli otobiyografisini yayınladı.

1945-1946 yılında Walt Disney ile birlikte ‘Destino’ isimli filmin yapımında çalıştı. Bu film 2003 yılında ‘en iyi kısa animasyon filmi’ dalında Oscar kazandı.

Yine aynı yıl, Hitchock ile birlikte ‘Spellbound’ filminde beraber çalıştı.

 

“Tanrı’ya inanmıyorum ama…”

1949’da karısıyla beraber ülkesine bir daha ayrılmamak üzere geri döndü. Bu geri dönüş, yine sol çevre tarafından tepkiyle karşılandı. Bu dönemde bilime olan ilgisi daha da arttı. Özellikle Hiroşima’ya atılan atom bombasının gücünden çok etkilendi ve hayatının bu dönemine ‘nükleer mistisizm’ adını verdi. 1951’de Mistik Manifesto’yu yayınladı.

1953’te Nature dergisinin 171’inci sayısında Watson’ın DNA yapısını açıkladığı makaleyi okuyup çift sarmal yapıyı gördüğünde,

İşte tanrının varlığının en önemli kanıtı! DNA, Yakup’un genetik meleklerden oluşturduğu bir merdiven ve insanla tanrı arasındaki tek bağlantı” dedi.

Bu tarihten sonra tam 23 yıl boyunca DNA molekülünün yapısı, hem gündelik yaşamının hem de sanatının ayrılmaz bir parçası oldu. Çift sarmalın yaşamın temel şekli olduğuna inandı.

10 kadar tablosunda bu şekli kullandı. ‘Kelebekli Manzara’, ‘DNA’lı Sürrealist Manzara’, ‘Büyük Mastürbatör’ tablosunda Freudyen simgelerle dolu araziye, DNA’yı üç boyutlu biçimde yerleştirdi.

Ayrıca bilim ve dinin karmaşık yapısını inceleyip şöyle dedi:

“Tanrı’ya inanmıyorum. Ama inançlı değilim. Matematik ve bilim bana tanrının olması gerektiğini anlatıyor ama inanmıyorum.”

 

Tartışma yaratan eseri: Çarmıha Gerilme

1954’te ise 20’nci yüzyılın en önemli dini resmi olan ‘Çarmıha Gerilme’ eserini bitirdi.
Bu eser için yaklaşık 5 ay uğraştı. O zamana kadar yapılmış bütün çarmıha gerilmiş İsa resimlerinden farklı olan bu eser, çoğu Katolik’i rahatsız etti.
Bu resimde İsa ilk kez sabit değildi ve acı çekmiyordu. Ayrıca üstte duran İsa, bir tanrısallık da içeriyordu.
Bu resim çoğu insanı ilk bakışta kendine çeken, unutulması zor bir eserdir.

Gala öldükten sonra…

10 Haziran 1982’de Salvador Dali’nin çok sevdiği karısı, menajeri, modeli ve ilham perisi Gala hayatını kaybetti.
Gala’nın ölümünden sonra Salvador Dali yaşam isteğini kaybetti ve resimden soğumaya başladı.
Son yıllarında çok az eser veren Salvador Dali, 23 Ocak 1989’da hayatını kaybetti.

BONUS: Salvador Dali hakkında bilinmeyen 4 şey

1- Uykuya dalar dalmaz hemen uyanabileceği bir düzenek hazırlamıştı. Yattığı zaman elinde, içinde anahtar bulunan küçük bir kase tutuyordu.

Uykuya dalar dalmaz kolu düşünce anahtar da başına düşüyor, böylece uykuya dalma aşamasında hayal ettiği ilginç görüntüleri kaydedebiliyordu.

Dali aynı zamanda ‘Paranoid kritik’ yöntemini de icat etmişti. Bu yöntemle kendisini bilerek paranoid bir ruh haline sokuyor, daha sonra duyguları tam irrasyonel hale geldiğinde bu halet-i ruhiye içerisinde çizimlerini yapıyordu.

2- Dali bir karıncayiyen sahibiydi. Normal insanlar köpeğini yürüyüşe çıkarırken Dali karıncayiyeni ile şehirde gayet normalmiş gibi tur atardı.

Hayvanın adı ‘Babou’ydu, onu partilere bile götürüyordu. 

3- 1947 yılında, üzerinde şeytan çıkarma ayini gerçekleştirmesi için bir rahip tuttu ve karşılığında kendi yaptığı bir çarmıh heykeli hediye etti.

4- John Lennon’un eşi Yoko Ono, Dali’nin bıyığından kıllar almayı teklif etti, Dali de kabul etti. Yoko Ono’ya ot parçalarını ‘bıyığından kıllar’ diye kandırarak 10 bin dolara sattı. Dali Ono’nun cadı olduğunu ve bıyık kıllarını bir büyüde kullanacağını düşünüyordu.

Bu nedenle kişisel bir şey göndermek istememişti. 

%d blogcu bunu beğendi: